Algını değiştirirsen, Dünya değişir!

Yaşamın bana sunduğu işaretleri izleyen, arayışlarım, sorgulamalarım sonsuz olsun; olsun ki genişleyebileyim mottosuyla yaşayanlardanım.. Ben hiç kimseyim! ben herkesim!

Not: Bu bir sen, ben, biz, siz, onlar ötekileştirme yazısı değildir! 

Bu yazıyı Kamboçya’nın Sihanoukville şehrinde tuttuğumuz küçük evde, balkonumun önündeki ağaçtan motivasyonumu alarak yazıyorum. Çıktığım yolculuğun, arayışlarımın, 20 günde deneyimlediklerimin iç sesimi, zihnimi ve ruhumu bambaşka bakış açılarına sürüklediği şuanki tek gerçeğim… Evden çok uzakta olmanın hissettirdiği özgürleşme hissi paha biçilemez.. Sınırlarımın kendiliğinden genişlediğine tanık olarak geçiyor her bir günüm.. Aslında sadece işaretleri takip ediyorum; yaptığım gerçekten sadece bu! Akıştayım, gözlemciyim, iz sürenim..

Buralara kadar işaretleri takip ederek, direnmeyerek ve kabul ederek geldim sanırım. Her gün, yaptığım çılgınlık mı doğru bir karar mı diye en az iki kere düşünüyorum hala.

Her yazdığım yazının bir dökülme sebebi var ki bugünkü beni en derinden etkileyen oldu… Kaç kişi benim gibi merakla ve sabırsızlıkla Before The Flood (Tufandan Önce) belgeselini bekledi bilemiyorum ama bu sabah kahvaltı eşliğinde izleme kararı aldığımızda yediklerimin boğazımda düğüm düğüm olacağını tahmin etmemiştim…Sanırım tam olarak aktarabilmek için durumu biraz bilimsel aktarmam gerekecek.

Toplumun bir parçası olduğumuz, bilimsel ve enerjetik olarak bir gerçek ve bilim neden başka insanlarla empati kurduğumuzu sinir bilim, ayna nöronlarla açıklıyor. Beyinde, kişinin başkaları arasında ayrım yapmayan birşey var! Yani çok temel bir seviyede başka insanların hissettiklerini hissetmek üzere şekillenmişiz. İnsanlarda bağ kurma isteği yaratan Vagus siniri denen bir sinir yumağına sahibiz. Bir film yada bir haber izlerken, bir çocuk ile ailesinin kavuşma anı, yaralanan birinin kurtarıldığını gördüğümüzde hissettiklerimiz tam olarak hepimizde aynıdır.. Göğsünüzde bir genişleme, gözlerinizin dolduğu ve heyecan yaşadığınız an budur işte. Boğazınızda birşey hissedersiniz, gözünüzden bir damla yaş süzülür.. Yapılan bir deneyde, deneklere olağanüstü bir durumda insanlara yardım edilen bir video izletiliyor ve o anlarda ne hissettikleri soruluyor ve hepsi hislerini ‘yükselme' olarak tanımlıyor. Yani başkalarının hissettiklerine merhamet etmek üzerine yaratıldığımız bir gerçek! İnsanlar yapılan yardımı gördüğünde, evrimi güçlendiren kimyasal olarak bildiğimiz endorfini üreten bu güçlü tepkiyi verdiklerine göre evrim bunu hissetmemizi istiyor demektir ve bu bizde bir yükselme duygusu uyandırıyor!!

Tüm kadim öğretilerde, bir bütün olduğumuzdan bahsedilir; bütünü kucaklamaktan.. Bütün/Dünya/Evren…

Bu bilgiyi neden verdiğimi, yazıyı bitirdiğinde daha net algılayacaksın..

Şimdi U dönüşü yapıyorum ve reel dünyaya geçiyorum. Her birimiz algı yönetimi sayesinde saçmalamak üzerine yaşatılıyoruz kimse hayır şekerim ben öyle değilim demesin çünkü hepimizin evinde yüzlerce kullanmadığımız eşya, dolaplarımızda on dakika sonra kıtlık başlayacakmış gibi market gıdası istifi, sırf başkalarına iyi, havalı ve cool görünmek adına yapılmış dekorasyonlar yani sırf sen daha zengin görün diye kesilen ağaçlardan oluşan mobilyalarımız var. Loş ışıklar yaratmak adına duvarlarda saatlerce yanan lambalarımız, temizlenmeyi çok yanlış anlayıp modern hayatın empoze ettiği köpüklü ferahlatıcı anlar için dakikalarca boşa akan sularımız, hacı şakir anneanne kokusudur deyip kimyasal duş jellerine tutulmalarımız, temizlik imandan gelir mottosuyla harıl harıl kullandığımız kimyasal temizlik malzemelerimiz var…

Bu yazıyı okuyorsan eğer gözlerini kapatmanı ve neler tüketiyorsun, evindeki yaşam tarzın ne, eşyaların ne bir gözden geçirmeni tavsiye ediyorum. Farkındalık adına..

Şu hayatta her birimizin değer verdiği bir minik muhakkak vardır. Belki çocuğun belki yeğenin belki arkadaşının çocuğu, torunun yada karşılaşmaktan mutlu olduğun bir komşu çocuğu… Bugün, bu anda tüm hayatın karmaşasının içine hapsolmuş yaşarken fark edemediklerimiz; değer verdiğimiz miniklerin geleceğine toplu balta vurma eylemidir!! 

Kendi yaşamımda yapmaktan vazgeçtiğim öyle çok şey var ki.. Öyle pıt diye, farkındalık fışkırıyor benden herşeyi bırakıyorum haliyle değil; direne direne, kalıplardan çıkmak için çırpına çırpına, arkadaşlarıma bazen dalga konusu ola ola, onlara neyi neden yaptığımı yada yapmadığımı alaylı yüzlere rağmen anlatmaya çalışa çalışa… Şimdi şu herkesin kendi hayatı herkes ne yapmak istiyorsa yapabilir saçmalığını jet hızıyla geçmemiz gerekiyor. İdrak süresi uzundur ama imkansız değil!

Televizyonda izlediğimiz herşeyi ağzımızdan salya aka aka bilinçaltına depoladığımız, ne kadar tüketirsem toplumda o kadar sayılırım, o kadar bende televizyondaki/internettekiler gibi olurum yönlendirilmelerine kapıla kapıla afedersiniz ama dünyanın bokunun çıkmasına her birimiz faraşlarla köz attık ve atmaya devam ediyoruz!

Belgeseli izlemenizi tavsiye etmiyorum, derhal izlemeniz gerektiğini düşünüyorum; hemen ve mümkünse belirli aralıklarla hatırlamak adına bir kaç kere!

Şimdi iç sesin işim var bir ara izlerim diyor ya erteleme nolur akşam evine gittiğinde hemen aç ve izle. Ve yemek yerken izleme çünkü boğazın düğümlenecek!

Ben mesela şuan, para kazanmamı sağlayacak ingilizce yoga ders programımı planlamam gerekirken, yeni bir ülkeye yerleşmenin gerektirdiği tüm sorumlulukları vakti vaktine yerine getirmem gerekirken kayıtsız kalamayışımdan dolayı tüm günümü sadece bu belgeselin bende yarattığı etkilerle baş etmek üzere, önce yoga pratiğimi yapıp sonra bilgisayarımın başına oturup bu yazıyı yazmak için vaktimi harcıyorum. Tek isteğim bu belgeseli olabildiğince çok kişi izlesin diye. Hatta yazıyı bitirdikten sonra vegan kafesi olan ingiliz bir arkadaşımı arayıp kafesinde bu belgeseli 2-3 gün boyunca akşamları izletmek üzere teklifte  bulunacağım…

Neden bu çaba biliyor musun.. Dünya tatlısı bir yeğenim var, zamanı geldiğinde yaşadığımız sonsuz aşka dahil olmasını istediğim henüz var olmayan ama bir yerlerde gelmeyi bekleyen bir çocuğum var, gönülden sevdiğim arkadaşlarımın gönülden sevdiğim çocukları var, Kamboçya’da istinasız her gün beni gördüklerinde inanılmaz bir gülümseyle hellooo diyerek yüreğimi ısıtan minicik Khmerli çocuklar var… Onların geleceği bizim eylemlerimizin ucunda ve pamuk ipliğine bağlı.. Çünkü çılgınlar gibi tüketiyoruz!!! 

Hiç bir karar bir anda eyleme dökülemez biliyorum; zihin direnir, hemen aldanır, vazgeçer… Ama teslim olmamayı becerebilirsen herşey yumuşacık akar gider. Kimseye hemen sağlıklı beslenmeye başla, et yemeği bırak, kendini organik marketlere at, arabanı sat bisikletle devam et yoluna yada binlerce lira verip hemen elektrikli araba kullan, apartmanda toplantı yap hemen bir güneş paneli taktır çatıya diyemem…(Oysaki bunları hemen yapmamız gerekiyor) Ama düşün diyebilirim! Hayatının içinde, yaşadığın dünyaya bireysel olarak ne kadar zarar verdiğini lütfen bir düşün ve SEN nereden başlamalısın onu programla. Doğal kaynakları bir tek ben mi tüketiyorum yaaa herkes böyle yaşıyor şımarıklığına zamanımız yok zaten senelerdir böyle yaşıyoruz bence bu kadar yeter. Olması gereken dünya düzeni bu değil bunu içten içe sende biliyorsun. Sadece 5 tane aplikasyon için kullandığın pahalı telefonuna bir bak gerçekten gerekli mi? Herkeste olanı kullanmazsam dışlanırım endişesinin ne kadar da yersiz olduğunu farketmeye başlayabilir misin? Yaşam alanındaki elektrikleri, suyu faturadan korktuğun için değil boşa harcamamalıyım düşünce biçimine dönüştürebilir misin? Zamanım çok değerli o yüzden herşeyi koca alışveriş merkezlerinden ya da marketlerden almalıyım düşünce modelini yavaş yavaş kesip ihtiyaçlarını pazardan karşılamaya başlayabilir misin mesela? Arabanı mümkün olduğunca az kullanıp bisikletle hareket edebilmeye heveslenebilir misin? Daha çok şey sıralayabilirim ama yeterince uzun bir yazı oldu… Nasıl bir hayat yaşıyorsan onu bugünden itibaren başka bir şekle sokmayı deneyebilir misin? Şuanda konfor alanında herşey yolundaymış gibi görünürken aslında olmadığını, ait olduğun Dünyayı artık biraz daha ciddiye alman gerektiğini farkedebilir misin?

Dünyanın bir ucunda bitmeyen yağmurlara şahit oluyorum olması gerektiğinden daha çok yağan.. Sırf biz batıda daha iyi giyinelim diye ailesinde günde 2$ a çalışan insanlarla tanışıyorum.. Adil tüketme mantığına sırt çevirip bireysel kazançlara, hırslara düştüğümüz için hem kendi ülkemde hem buralarda bizlerin sahip olduğu şeylerin varlığını bile bilmeyen insanlar görüyorum! Ve ben artık dünya böyle bir yer olsun istemiyorum! Aslında hiçbirimiz istemiyoruz!

''Hiç birşey yapmazsanız, çevrenizdekiler de hiç birşey yapmazsa her şey aynı kalır! Bireyin gücü!! Bireyin gücü herkes de var sadece birşey yapın yeter!

Dalai Lama Tenzin Gyatso derki: 'Eleştirel düşünmek ve eylem üzerine meditasyon yapın, dünyanızın ne olduğunu farkedin. Daha iyi bir dünya yaratmak için yeteneklerinizi bulun. Her biriniz kalbinize şarkılar söyleten birşeyler yapın.'

'Tufandan Önce' izlemek için tıkla!

7 görüntüleme

Kendini öğrenmek, dünyayı

öğrenmektir...!                          Thich Nhat Hanh

  • Black Instagram Icon
  • Black Facebook Icon
  • Spotify - Black Circle
  • Black SoundCloud Icon
  • Black YouTube Icon

© 2014 Her hakkı BENGÜ ŞOLCUM tarafından saklıdır.

İzmir-Alsancak/Karşıyaka/Bostanlı |